İzleyiciler

24 Kasım 2025 Pazartesi

Ayakkabılarınızı Çıkarın. (Aklınızı bırakın)




Bazen bazı şeyler oluyor insanın hayatında. Hatta genelde insan hayatı dediğimiz bu yapı, sürekli bir şeylerin olmasıyla ilgilidir. 

Ağzım cümleyle dolu. Ve ağzıma kadar da cümlelerle doluyum. Ha taştım ha taşacağım diye kaç gece dişimi sıktım. Yapma kızım dedim kendime yapma yanarsın. Çünkü sen çok güzel susarsın. Konuşursan yanar kelimelerin. 

Birine değerse onlar da sürüklenir peşinden yapma. Ama nasıl yapasım var. Ama nasıl sığmıyor içime bu sözler. 

Arkadaşlar hiç bilmediğiniz ve hatta benim de bilmediğim bazı cümleler düştü bu gece elime. Taze taze dumanı üstünde..

Arkadaşlar rica ediyorum bu duruma düşmeden önce okuyun bu yazıyı. Ve rica ediyorum okumayın gizlilerinde sakladıklarımı..

Bu baba gibi bir itiraf bu arada; ben her şeyi kendim yaşadığım için yazmıyorum. Fakat, tanımadığım duyguya da isim bulamıyorum. Kıyısından geçmemişsem o acının, tasvir edemiyorum..

Bu gece çıkaracağım ayakkabılarımı. Ve keskinleştirip dilimi, kim elinde bir hançerle gelmişse şah damarını keseceğim..

Merhametimi tükettiniz merhametimi.. göğsümde sakladığım kuşlarımı vurdunuz. Beni bir gece herkesin uyuduğu anda yurtsuz koydunuz..

Lan ne yaptınız bana? Ben niye inanmıyorum Allah'ın beni duyduğuna. Beni yarattı. Nimetlerle donattı. Beni sevdi, imtihanlarımı zorlaştırdı. Tökezledim.. 

Ben çok incindim. Ama yine de direndim. Düştüğüm yerden en iyi kalkmasını ben bildim. Düşmelerime küsmeyeyim diye, bütün düşenlere güldüm. 

Ben çok güldüm. Bütün insanların ortalamasından fazla güldüm. Bana ne yaptınız da ben artık sesimi Allah'a duyuramayacağıma inanıyorum?

Allah'ım ben bozuldum. Sen beni düzelt ne olursun.

Kalbimi benim elimden koru. Hani darmadağın olan, hani bin parçaya böldüğüm.. ellerime kanını sürdüğüm kalbimi benim elimden koru Allah'ım.. değil mi ki kalp Allah'ın evidir..

Peki o zalimleri nereye koyalım? Tek uyumayan ben değilim. Kırgın kullarını tanıyorum. Yürüdüğüm yollarda ayaklarıma batıyor kırgınlıkları. 

Ayakkabılarımı çıkardım. Ben kutsal vadiye hiçbir şeyimle geldim.

Ya ahd edeceğim beni iyi edeceksin ya bizi böyle kıran, zalimlere (ki onları da Sen yarattın) ah edeceğim. 

Çünkü Allah'ım; tüfekten daha ağır bir şey varsa o da bir insanı sevilmeyeceğine inandırmaktır. Hiç durmadan kanayan yaradır bu. Ve ölümcül bir zehir. Tedavisi yok. Çaresi yok..

Bir kere sevilmediğine inanan bir insan, Allah'ın da onu sevmediğine ikna ediyor kendini..

Ve yıkılsın orada dünya..

Kalpleri kurusun o zalimlerin. Sevemesinler hatta bir kelebeği bile..

Benim boyum kısa, çabuk taşıyor tepemin tası. 

Neyse iyi geceler bay.

20 Kasım 2025 Perşembe

Bazen Devam Edemezsiniz..




11 inci ayın 11 inde bir yazı yazdım. Yazmadan önce bir kamyon ağladım..

Yığınla müzik dinledim. Ve asla ne şiir dinledim ne şiir okudum. Çünkü yeterince sebebim vardı. 

Biraz blogumla müsemma bir şeyler yazmak istiyorum bu gece. 

Ama başlamadan önce; Nurgül yazılarımı okumak istemiyor, sevdiği insanların acısını okumak canını acıtıyormuş. Ve o kadar haklı ki.. 

Ben de olsam okumak istemem; sevgili sevdiklerim, acı çekmeyin. 

Şimdi de diğer mesele ya da meselelere gelelim. Bu yazımı hiç sevmedim. Boğuyor beni sanki hacmim daralıyor. Oysa yazarken rahatlardım ben. İtiraf edeceğim diye olabilir bilmiyorum. 

Hadi edeyim; çok sevmek yetmiyormuş.. güzel sevmek hele hiç de güzel değilmiş. 

Damarlarınızdaki kan da olsa, kalbinizde can da olsa, bedeninizde ruh da olsa.. yetmiyormuş..

Bugün bütün kapıların ziline basıp şu saatte uyanın hep beraber ağlayalım diyesim var. Çünkü bana biraz fazla geliyor şu an. 

Ağlamıyorum. Ve bu bana hep daha çok sıkıntı olmuştur.. 

Ağlayamadığım zaman taşlaşıyormuşum gibi geliyor bana. Sanki toprağım ağladığımda yumuşuyor, ağlayamadığımda sertleşiyor gibi..

Ben şimdi ne yapmalıyım? Yıllarca çok sevmenin, koşulsuz sevmenin her şeye yeteceğine inandım. Şimdi kendimi; işgal edilmiş, ocağı sönmüş, yurdundan edilmiş gibi hissediyorum ve bu duygu o kadar yabancı ki..

Ne yapacağım lan ben şimdi? 

Çok direndim. Çok inandım. Çok güvendim. Çok hep bir sebep buldum. Yoksa da ürettim. Hep severek çabaladım..

Sonra içimdeki güneş battı. Ay doğmadı. Müzik sustu. Kalemimin ucu kırıldı. 

Çok da acı olmasın. Her şeye rağmen sevdiğim gibi sevenler de var. Onları çok seviyorum diye şımarıp asla beni rencide etmeyen insanlar da var..

Evet doğru okudunuz; şımarmak aslında sömürmek değildir. Şımarmak birinin duygusunu tüketmek değildir. Şımarmak karşıdaki insan nasılsa beni seviyor, ne yaparsam yapayım beni sever demek değildir.

Şımarmak; sevgiye, çabaya, emeğe saygıyla hürmet etmektir. 

Bu yazı hala sıkıştırıyor beni..

Devam edemeyeceğim. 


5 Kasım 2025 Çarşamba

Kuştum, Kanadımı Kırdılar.. Ağaçtım, Köklerimi Söktüler..

 



Kanatlarım kırıldı..

Köklerim söküldü..

Ben kuştum. Gök denizinde yüzüyordum. Mavilerde kayboluyordum. 

Ağaçtım. Toprağa tutunuyor, toprağı tutuyordum.

Aşk'a ve ateşe serinlik veriyordum.

Ben kuştum. Kanatlarım kırıldı. Kanatlarımı kırdılar. Kimi sarsam, kimi menziline ulaştırsam vefa olarak kanadımı kırdılar. 

Kırdıkları kanatlarımı cam vitrinlerin arkasında sakladılar. 

Ben kime gölge olduysam, vefa borçlarını köklerimden sökerek ödediler.

Benim literatürüme vefa balta ve bıçakla eş zamanlı girdi. 

Baltayı alan köklerime, bıçağı kapan kanatlarıma saldırdı. 

Yürüdüm, ayaklarımı kırdılar.

Konuştum, dilimi kestiler.

Güldüm, dişlerimi söktüler..

Ben kuştum, kendimi göklerin kucağına bir kere bırakınca rüzgarla dans ediyordum.

Gök beni bağrına bastı, toprak merhametiyle sardı. 

Ne kara bulutlar uçmama engel oldu. Ne kadar çok yağsa da yağmur, toprak tuttu köklerimi sardı, sarmaladı..

Ne gök ne toprak bana ihanet etmedi. Sonra oldu ne olduysa, marifet gibi sevdim zalimleri. 

Zalim diyorum, çünkü ne isteseler verecektim. Ama sırf acıtmak, daha çok acıtmak için kanatlarımı kopardılar. 

Toprağımı kuruttular. Köklerimi kuruttular..

Ağlayarak anneme sarıldım. 

Ağlayarak yürüdüm..

Ağlayarak müzik dinledim..

Ağlayarak yazdım..

Ve çok, kökümden ve kanadımdan daha çok ağlayarak secdeye vardım..

Şikayet etmiyorum ama kime ne yapmıştım? Bilmiyorum..

Ben kuştum. Adem'in cennetinin göğünü gördüm.

Ben ağaçtım, Adem'in cennetinde kök salmıştım..

Ben o yasak meyveyi Adem'den önce mi yedim? Ondan mı kanatlarım ve köklerimden oldum?

Gözlerim kör, kulaklarım sağır, dilim lal..

Tövbe mi edeyim bin yıl hatrına? Hangi göğe kaldırayım başımı?

Ben size toprağa ve semaya duyduğum hasreti nasıl anlatayım?

Ben size bir tüy tanesine, bir yaprağa neden hürmet ettiğimi,

Ben size göklerin şarkısını,

Ben size toprağın tılsımını,

Ben size rüzgarın coşkusunu,

Ben size tohumun şarkısını,

Ben size kanatlarımın sıcaklığını 

Ben size köklerimin beyazlığını nasıl anlatayım?

Peki kime sorayım hesabını? Ben diyeyim; kendime..

Çünkü ben Allah değilim. Koşulsuz, şartsız sevmenin bedeli ağırdır. Ve ben bu bedeli kanatsız, köksüz kalarak ödedim.

Benim kanatlarım, köklerim yok. Ve şimdi bir deniz kıyısında Karadeniz müzikleri dinleyerek, balıklara yem atıyorum..

Ne toprağım ne göğüm kalmadı. Bari suya gidelim..

Ey hep bir kelime arayan gönlüm, suya gidelim..



4 Ekim 2025 Cumartesi

Herkes Uyur.. Biz Konuşuruz :)

 



Herkes uyuyor ne güzel..


Her şey bana kaldı. Gece, gökyüzü, müzik, kaldırımlar, hayaller..

Herkes uyuyor işte. Ben kaldım gecede yine. Ben hep kalıyorum gecede..

Sonra iyice kararınca gök, içine doğuyor güneş..

Hani her doğum sancır ya, güneş neyin sancısını çekiyor gecenin kalbinden çıkarken?

Güneş kadar vefalısını görmedim. Batsa da yıldızları ve Ay'ı bırakıyor. Onun yokluğu karanlığın adı.

Ve şimdi herkes uyuyor, yıldızlar bana kaldı, Ay bana.. 

Yağmur var İstanbul'da. Tüm sessizlik ve yağmur bana kaldı. Çünkü uyuyor herkes.

Anlatabiliyor muyum? Hayaller bana kaldı, çünkü uyuyor herkes ve rüyalar çalıyor kapılarını..

Kiminin bilinçaltı kiminde günün devamı kimine ise yarının habercisi rüyalar. Ama hepsi bilinçdışı.

Ama hayaller benim..

Nurgül yazdı şimdi bir o bir ben kalmışız gecede. Her şeye ortak o halde ne güzel..

Hayaller diyorduk; şimdi bir kapatsam gözlerimi, dünyadan istediğim bir yere gidip sonbaharda kar yağdırabilirim. Çünkü hayaller benim.

Ve bütün dünyaya istediğim müziği istediğim yükseklikte dinletebilirim. Ve kimse de rahatsız olmaz. Olmasın da zaten..

Geceyi bekleyen ruhum, kelimelerin arasına sıkıştırdığım kederlerim var benim. Kimseye değmeden, kimseden olmadan, kimseden ummadan..

Ve göğün altına sığmayacak mutluluklarım var. 

Avazım çıktığı kadar sustuğum sessizliklerim..

Hayaller benim çünkü..

Size yok ettiklerimden de bahsetmek isterim..

Beklentisizliği kendime şiar edindiğim gün, meğer bazı duygulardan da feragat etmişim.

Muaf tutulmuşum bazı hislerden. Bu nasıl bir şey biliyor musunuz? Bir yere gitmemek, bir yolu yürümemek için bacaklarını kesip yürüme kabiliyetinden yoksun olmak gibi..

Böyle yok etmişim içimde beklenti uğruna bazı duyguları. Hiçbir şeye şaşırmayışım bundan. Çünkü herkes her şeyi yapabilir.

Bundan dikenleri güllerden, bazı yanlışları doğrulardan daha çok seviyorum.

Ben bazı hataları masumiyetten daha çok seviyorum.. çünkü belki siz çok dürüst, çok iyi, çok samimi, çok mükemmel olabilirsiniz fakat benim o kadar dandik o kadar çöpten hatalarım var ki; siz hiç bilmiyorsunuz..

Bir insan bir hata yaptığında, onun nasıl kimsesizleştiğini siz hiç bilmiyorsunuz. Öyle ki bazen en sevdikleri dahi terk eder hata yapınca insanı. 

Hani her yoldan dönülürdü? Hani her şeyi sevgi çözerdi? Neden insan bir kere tökezleyince üstüne tüm günahlar yıkılıyor?

Allah'ım, Sen bizi hiç düşmeyelim diye mi yarattın? Seni sevmek çok kolay Rabb'im. Kusursuzsun, mükemmelsin..

Ama biz kusurlu ve eksiğiz. Hem de ne kadar tamamlanırsak tamamlanalım, o kadar eksik kalıyoruz. Peki, Sen ey mükemmel, Sen kusurlu ve eksikleriyle dolu bizi nasıl seviyorsun? Sen kusurlu insanları nasıl kusursuz sevebiliyorsun?

O halde biz de hataları olanları sevmeyelim mi?

Gece oldu. Bir ben bir Nurgül bir kelimeler var şimdi. Müzik sadece tek kulaklıkta ve kalem elimde..

Kim durduracak beni? Herkes uyuyor Allah'ım. Benim herkesim uyuyor..

Saat farklılıklarının canı cehenneme. Tüm sevdiklerim uyuyor işte. Benim kainatım ve evrenimi dolduran herkes. Ve gözlerini açtıklarında bilmeyecekler onlar uyurken de onları sevdiğimi..

Kirpiklerinin sayısını bildiğimi bazılarının. Ve bazı ağrılarımın sol yanımı nasıl sızlattığını..

Neyse, uyusun da büyüsün tüm sevinçler. Eğer bir gün susarsa kalbim; ben de belki gece uyurum ne dersin Nurgül?

İyi geceler dünya
İyi geceler yaşamak
İyi geceler Nurgül..

20 Eylül 2025 Cumartesi

Güneş Çalınmış, İmdat..




Bazı geceler var, güneş sanki insanın üstüne düşerek batıyor. Sanki yarın olmayacak gibi, sanki o güneş bir daha hiç doğmayacak gibi..


İnsan iliklerine kadar üşüyor öyle gecelerde. Ve bunun mevsimlerle alakası da yok üstelik..

İnsan bazen güneşin altında ezilerek geceye giriyor..

Öyle gecelerde güneş köklerinden sökülüyor sanki..

Bence bu gece öyle bir gece. Güneşi sökmüşler yerinden. Neyi murad etmişler bunu yaparken bilmiyorum. Fakat bu gece Ay da yok..

Bu gece yılların sözünü söyleyemiyorum; elim, dilim titriyor. İlk defa bir gece 'Günaydın Gece'm' diyemiyorum..
Ne içimdekilere yetecek sözüm var ne dilim dönüyor. Zaman da bu ya katil gibi insanı tam orta yerinden vuruyor böyle gecelerde..

Bazı şarkılar bu gece düşmanlık ediyor. Bazı şiirler insanın kalbini yırtıyor. Yemin ederim ruhu parçalıyor bazı kelimeler..

Bazı sözler var arkadaşlar, o sözler kıyamet koparıyor..

Şimdi tavanı izleyerek neden bu hallere girdim ben de bilmiyorum. Fakat her sözün bir makamı da var. Bazıları da tavandandır.. onlara da sahip çıkalım..

Bazı şeyler var. İnsanın canını acıtıyor. Mümkün değil  fakat insan bazı acılarını Allah'tan gizlemek istiyor.. çünkü eğer o acı bir teraziye çıkarsa, cehennem yanacaktır insan biliyor..

İnsandır neticede ağlıyor fakat gözyaşı da o cehennem yanmasın diye; o aciz, o zavallı insanın gözüne düşüyor. İnanabiliyor musunuz? İnanmayın buna ne olur.. çünkü cehennem bir göze düşerse ve o aciz insan o ateşi hissederse ağlayamıyor. Döktüğü her damlanın da hesabı olur diye. İnsan bu zavallıdır ve insandır kıyamıyor.

Kıyamadığı her şeyin insana kıyması sorun değil..

İnsan güneşin söküldüğü ve cehennemin göze düştüğü gecelerde, cümle kurmaya ve tamamlamaya nefesi yetmiyor..

Ne o? Gök mü çatladı? Yer mi yarıldı? Kim düştü yine kuyuya? Kim çıkacak bu savaştan sağ?

Arkadaş şarkıların gözü kör olsun tamam da sözleri ne yapacağız.
Harflerin elinden bizarım ya Rabb'im.. ve Rabb'im beni iyi bilir, şikayet edeceksem kimseyi etmem.. birini anlatacaksam ilk kendimi ve son kendimi anlatırım..

Yani dümdüz ağlasak, herkes kadar uyusak, yel esip koku getirmese, güneş karakterine uygun batsa, kelimeler sadece tek bir anlama gelse ne olur?

Her şey çok fazla değil mi? Dünya bu kadar yaşlıyken, bizim belimizi niye büküyor? Arkadaş az mı derdimiz var?

Çay da yok. Zaten çok gece de olmuş. Rüyalardan da nefret ediyorum. Kabuslar bile daha tatlı gelir oldu. Ben eskiden en çok örümcekten korkardım. Ne ara böyle oldu her şey? Ben o sıra ne yapıyordum acaba ya? Örümcekten de hala korkarım fakat konumuz bu değil..

Arkadaş, niye güneşimi çaldınız lan? Niye söktünüz köklerinden? Yakışıyor mu hiç? Yarın ilan mı vereceğiz? Kaybolan güneşi nerede arayacağız ve zavallı insanın gözüne düşen cehennemi ne yapacağız?

Bir de bir uyanıyormuşuz, o da ne vaov birileri elinde cennetle geliyor..

Neyse aman. Bay

10 Eylül 2025 Çarşamba

Anlayamıyoruz Albayım..

 


Geçen haftaydı, hatta çok geçmedi de neyse biz haftayı Pazar günü ile bitiren insanlar olarak, yarım geçen hafta diyelim.

Bir şarkı dinledim. Hayatımda hiçbir şarkı beni o kadar kötü yapmamıştı. Dizlerim titredi. Elimle kapatıp ağzımı ağlamaya başladım. Hayatımda ilk defa bir şarkı bana haram oldu.

Evet, diğerleri helaldi.

Gelelim bugüne, o günden bir eser kalmadı geriye. Aynı şarkı da beni değil Hatice ablayı etki altına almaya başladı zaten. O gün ne olduysa oldu ve o günden sonra hiçbir şey bir daha öyle olmadı.

Ya aklımı ya kalbimi kaybettim. Bir şey düştü biliyorum, bir şey koptu farkındayım. Yani bir şeyler oldu ama göreceğiz ne olmuş ne bitmiş.

Kim varmış, kim yokmuş.

Eğer bu yazıyı o gün yazsaydım Nurgül ağlardı ve ablam da. Fakat şimdi en azından ağlamadan geçirebileceğiz.

Şöyle söylemek isterim, kimse ağlamasın diye o gün çok ağladım. Bu fedakârlık mıydı bilmiyorum. Fakat asla ama asla yeryüzünde kimse öyle ağlamamalı. Bu acilen yasaklanmalı. Anayasaya falan girmeli çok acilinden.

Öyle ağlamak hukukta değil sadece, şeriatta da yasaklanmalı. O ne be öyle ağlanır mı tövbe estağfurullah.

Neyse ay konumuz sanki buymuş gibi ne uzattım da uzattım.

Her sözün her yerde ve her şeyin herkese söylenmemesi gerektiğini aklı başında olan herkes biliyordur.

Bu da bilmece gibi oldu. Fakat anlayanlar çıkacaktır. Çünkü her söz de aslında herkese hitap etmez.. Mesela anonim kesin anlayacaktır. Ve yüksek ihtimalle de kimseye anlatmayacaktır.

Onunla aynı eşekten düşmüş olma ihtimalimiz dahi var zira.

Sonra haram olan o şarkı şimdi helal oldu. Hayyam’a bağladık durup dururken iyi mi?

O gün not defterime bağzı notlar aldım. Derin notlar değildi fakat içi hüzün doluydu. Ve bugün aynı yerde, aynı notları yazdığım yerde oturuyor olmama rağmen kilometrelerce uzağındayım.

Hem o duyguların, hem o hüznün, hem o yasın, hem öz Sema’nın, hem o sözlerin..

Uzağındayım. Çok uzağındayım.

Bu durumdan şikâyetçi değilim. Hatta bu durum o halden çok daha iyi.

Zeyneb bana giderken kendimi derin dondurucuya atmam gerektiğini söylemişti. Onu dinlemedim diye oluyor bunların hepsi. Aslında ben dinlemiştim ama başkaları dinlememiş galiba. Çünkü Zeyneb bu toprakları terk eder etmez, düşman gibi, alacaklı gibi, katil gibi saldırdılar.

Aradan sağ çıktıkça ‘ben de insanım’ deme fırsatım oldu bir iki kere fakat sanırım çok ciddiye alınmadım.

Şimdi ne oldu?

Kalan sağlar kiminle kaldı?

Ben neredeyim?

İyi miyim, yoksa kötü müyüm? Hiçbir şey bilmiyorum. İlk insanları anlamak üzereyim. Kimsenin hiçbir şey bilmediği noktadayım.

Her şey de noktayla başlamıştı değil mi?

Ah ulan insanoğlu, düşecek yer mi bulamadın da bir noktanın peşine bizi yeryüzüne attın?

Arkadaşlar bilmenizi istediğim bir mesele daha var, hiçbirinizi Ali Şeriati gibi rahatsız etmeye gelmedim fakat ben de Adem’le aynı cennetten düştüm.

Sizin bilmediğiniz yerlerde, aynı sancıyı yaşadım. İşin kötü tarafı ben peygamber de değildim.

Ve şu an gerçekten o kadar çok bilmiyorum ki, duygularımı mı maskeliyorum yoksa düşerken onlar da ağaçların dallarına mı takıldı.. hiç bilmiyorum..

Kübra’cığım bu yazıyı okuduğunda hiçbir şey anlamayacaksın biliyorum. Ama yemin ederim bu sefer ben de anlamıyorum. Yani mesele seninle alakalı değil, yazsam da benimle de çok alakası yok gibi.

Yine de iyiyiz. İyi olacağız. Masume öyle dedi, Cuma günü görmüştü beni. Ağlayamadığı için dişini sıkmıştı. Gözleri doldu fakat akmadı. Biliyorum, çünkü onun gözyaşlarını içimde hissettim. Buna da hakkım yoktu. Neden Masume’yi o kadar üzdüm ki?

La havle ya sinirlendim yine.

Velhasılı kelam, çay var, yola devam. Şarkılar da nasıl güzel :) 

bay

 

28 Ağustos 2025 Perşembe

Üvey Sema.. (net itiraftır)

 


Daha soğumadan diğeri bu ne hız diyebilir birileri.. Doğrudur, daha kurumamıştır bağzı şeyler. Daha sıcaktır bazı kelimeler.

Bir yazıyı 1 aya yayabiliyorken, bağzı kelimeler bir günde gelir düşüverir avuçlarınızın içine. Sonrası hakkını vermek gerekir. Sussan eksilirsin bağzen. Ve bağzen konuşmaktan daha çok eksiltir susmak.

İnsanlar demek istiyorum. Dün kıvrandığım yazmak için çırpındığım fakat bir türlü kelimelere dökemediğim şeylerden bahsetmek istiyorum.

Ben çok severim, iyi severim, insanlara inanırım hem de ne derlerse ona inanırım. Mesela hislerim güçlü, kafam çalışıyor diye düşünmem. Kim neye inanmamı istiyorsa ona inanmayı seçerim. Onu doğru ve yanlışıyla severim.

Ben insanları en çok geçmişleriyle, hatalarıyla, günahlarıyla ve yanlışlarıyla severim. Onlar da bir parça onlara aittir diye, hatalarını da severim.

Çok inanır ve çok severim. Nadiren kırılır ve genelde küsmem.

Ama ben azalırım. Sonsuz sevgimi çeker, beni daha fazla kırmasın diye kendimi korumaya alırım..

Şimdiye kadar hiç bu kadar bahsettim mi kendimden bilmiyorum. Ama bugün herkesi üvey Sema ile tanıştırmak istiyorum.

Kimseden yüz çevirmem kolay kolay fakat özümü çekerim ondan. Mesela koşulsuz, kayıtsız, şartsız sunduğum bir sevgiyi ezileceğini hissettiğim yerden alırım.. İşte tam olarak orada üvey Sema ile tanışmış oluyorsunuz. Çünkü aslımın olmadığı her yerde üveyim vardır.

Sevgili insanlar,

Biri sizi çok sevdiğinde şımarıyorsunuz, hiç gitmeyecek zannediyorsunuz. Hakkınız, şımarın. Çok sevgi insanı şımartsın ne olacak? Ve mesela evet hiç gitmiyorum. Fakat özsuyumu, ham halimi, öz sevgimi o insanlardan çekiyorum.

Artık kendim gibi olamıyorum. Kendim gibi değil, öz Sema gibi hiç değil; üvey Sema oluveriyorum birden.

Çünkü çekirdeğini gösterdiğim fidanları, sırf koşmak için tarumar etmek isteyen insanların ayaklarından sakınmam gerekiyor.

Çünkü kalbim ağrıyor ve sonra bütün dünya insanın üstüne devriliyor.

Çünkü her insan her istediği yerde her istediği şekilde ağlayamıyor.

Çünkü ben kendimi iyileştirmek için çok uğraşıyorum. Çünkü sizin 1 kırdığınız yerde ben 10 kırılıyorum.

Çünkü muhtemelen size aslında ne kadar değer verdiğimi, sizi nasıl sevdiğimi ve kuvvetle muhtemel ne kadar sevdiğimi asla bilmiyorsunuz.

Bu durum bu arada herkes için böyle oluyor. İlk ne zaman olmuştu hatırlamıyorum. Fakat sonuncusunu iyi biliyorum.

Ve bir de şey var, şu gidenlerin gidemeyişi. Bu konu benim nedense hep hayatımın bir noktasında duruyor. Garip bir şekilde imtihanlarım hep çevresinde dönüyor duruyor. Sanki merkez noktasıymış gibi. Ve en çok bu gidenlere üvey oluyorum. En çok onlardan soğuyor kalbim. Sonra geri geldiklerinde de bir daha olmuyor :)

Sanki başlangıç aslında gidenlerin gidemeyişi gibi. Ve bu sanki aslında imtihan değil de bir çeşit mikrop, bir çeşit lanet gibi. Burayı yazarken aklımdan Nurgül geçiyordu. Çünkü bağzı şeylerimi, kaderimden bağzı payları ona da düşürdüğümü; bulaştırdığımı düşünüyorum. Ve tam burayı yazarken o mesaj attı.

İnsanın ruhları arasında bağzı bağlar var ve bu da herkesin nasibi değil.

Bugün de bir mucize olsun diye uyandık ve kalbimizin ağırlığını yine kalbimizi incitmeden parmak uçlarımızla kaldırmaya çalışıyoruz.

Bu kadar çok şeyi yalnız yaşamadığımı, fakat birçok insandan daha çok konuştuğum için sanki birçok kalbin sözcüsü gibi olduğumu bildirmek isterim.

Bu yazıya 27. 08.2025 te başladım.

Şimdi tam ertesindeyiz.

Midemde hafif bir bulantı, içimde yine bağzı cümleleri cami avlusunda bırakma arzusu, bağzı kelimeleri bağışlama isteği ve bağzılarını da çantama koyup eve götürme hevesi var.

Hevesleri kursağında kalmış bir insan olarak çantamdakiler beni kafadan bırakır giderler. Diğerleri ise takdir böyledir, kaçtığın şey senden hızlı koşar mantığı ile peşimi bırakmıyorlar.

Neyse yine birilerine dil olduk hadi bakalım.

Evet, başladığım gibi değilim. Bu yazıyı dün değil bugün yazmaya başlasaydım asla ve asla kendimden bahsetmezdim.

Evet, üvey Sema gerçek. Ve onu ortaya sizler çıkarıyorsunuz. Üveyler de vardır.

Ve öz Sema ile aranızda kesilen can bağı onu size üveyleştirir. Çünkü Sema’ların da özü korunmalıdır.

Kendimi buradan çıkıp bir derneğe koruması için mi bağışlasam, yoksa Sema’ları koruma derneğini kendim mi kursam?

Bugün Cuma değil.

Ve bir itiraf daha ekleyeyim. Azaldığım herkesin azalttığım yanlarını gömerek uzaklaşıyorum onlardan.

Özgür kalın sevgili canlar, sizi kendi sevgimden, öz suyumdan, öz Sema’dan azad ediyorum.

Bay.