İzleyiciler

24 Kasım 2025 Pazartesi

Ayakkabılarınızı Çıkarın. (Aklınızı bırakın)




Bazen bazı şeyler oluyor insanın hayatında. Hatta genelde insan hayatı dediğimiz bu yapı, sürekli bir şeylerin olmasıyla ilgilidir. 

Ağzım cümleyle dolu. Ve ağzıma kadar da cümlelerle doluyum. Ha taştım ha taşacağım diye kaç gece dişimi sıktım. Yapma kızım dedim kendime yapma yanarsın. Çünkü sen çok güzel susarsın. Konuşursan yanar kelimelerin. 

Birine değerse onlar da sürüklenir peşinden yapma. Ama nasıl yapasım var. Ama nasıl sığmıyor içime bu sözler. 

Arkadaşlar hiç bilmediğiniz ve hatta benim de bilmediğim bazı cümleler düştü bu gece elime. Taze taze dumanı üstünde..

Arkadaşlar rica ediyorum bu duruma düşmeden önce okuyun bu yazıyı. Ve rica ediyorum okumayın gizlilerinde sakladıklarımı..

Bu baba gibi bir itiraf bu arada; ben her şeyi kendim yaşadığım için yazmıyorum. Fakat, tanımadığım duyguya da isim bulamıyorum. Kıyısından geçmemişsem o acının, tasvir edemiyorum..

Bu gece çıkaracağım ayakkabılarımı. Ve keskinleştirip dilimi, kim elinde bir hançerle gelmişse şah damarını keseceğim..

Merhametimi tükettiniz merhametimi.. göğsümde sakladığım kuşlarımı vurdunuz. Beni bir gece herkesin uyuduğu anda yurtsuz koydunuz..

Lan ne yaptınız bana? Ben niye inanmıyorum Allah'ın beni duyduğuna. Beni yarattı. Nimetlerle donattı. Beni sevdi, imtihanlarımı zorlaştırdı. Tökezledim.. 

Ben çok incindim. Ama yine de direndim. Düştüğüm yerden en iyi kalkmasını ben bildim. Düşmelerime küsmeyeyim diye, bütün düşenlere güldüm. 

Ben çok güldüm. Bütün insanların ortalamasından fazla güldüm. Bana ne yaptınız da ben artık sesimi Allah'a duyuramayacağıma inanıyorum?

Allah'ım ben bozuldum. Sen beni düzelt ne olursun.

Kalbimi benim elimden koru. Hani darmadağın olan, hani bin parçaya böldüğüm.. ellerime kanını sürdüğüm kalbimi benim elimden koru Allah'ım.. değil mi ki kalp Allah'ın evidir..

Peki o zalimleri nereye koyalım? Tek uyumayan ben değilim. Kırgın kullarını tanıyorum. Yürüdüğüm yollarda ayaklarıma batıyor kırgınlıkları. 

Ayakkabılarımı çıkardım. Ben kutsal vadiye hiçbir şeyimle geldim.

Ya ahd edeceğim beni iyi edeceksin ya bizi böyle kıran, zalimlere (ki onları da Sen yarattın) ah edeceğim. 

Çünkü Allah'ım; tüfekten daha ağır bir şey varsa o da bir insanı sevilmeyeceğine inandırmaktır. Hiç durmadan kanayan yaradır bu. Ve ölümcül bir zehir. Tedavisi yok. Çaresi yok..

Bir kere sevilmediğine inanan bir insan, Allah'ın da onu sevmediğine ikna ediyor kendini..

Ve yıkılsın orada dünya..

Kalpleri kurusun o zalimlerin. Sevemesinler hatta bir kelebeği bile..

Benim boyum kısa, çabuk taşıyor tepemin tası. 

Neyse iyi geceler bay.

20 Kasım 2025 Perşembe

Bazen Devam Edemezsiniz..




11 inci ayın 11 inde bir yazı yazdım. Yazmadan önce bir kamyon ağladım..

Yığınla müzik dinledim. Ve asla ne şiir dinledim ne şiir okudum. Çünkü yeterince sebebim vardı. 

Biraz blogumla müsemma bir şeyler yazmak istiyorum bu gece. 

Ama başlamadan önce; Nurgül yazılarımı okumak istemiyor, sevdiği insanların acısını okumak canını acıtıyormuş. Ve o kadar haklı ki.. 

Ben de olsam okumak istemem; sevgili sevdiklerim, acı çekmeyin. 

Şimdi de diğer mesele ya da meselelere gelelim. Bu yazımı hiç sevmedim. Boğuyor beni sanki hacmim daralıyor. Oysa yazarken rahatlardım ben. İtiraf edeceğim diye olabilir bilmiyorum. 

Hadi edeyim; çok sevmek yetmiyormuş.. güzel sevmek hele hiç de güzel değilmiş. 

Damarlarınızdaki kan da olsa, kalbinizde can da olsa, bedeninizde ruh da olsa.. yetmiyormuş..

Bugün bütün kapıların ziline basıp şu saatte uyanın hep beraber ağlayalım diyesim var. Çünkü bana biraz fazla geliyor şu an. 

Ağlamıyorum. Ve bu bana hep daha çok sıkıntı olmuştur.. 

Ağlayamadığım zaman taşlaşıyormuşum gibi geliyor bana. Sanki toprağım ağladığımda yumuşuyor, ağlayamadığımda sertleşiyor gibi..

Ben şimdi ne yapmalıyım? Yıllarca çok sevmenin, koşulsuz sevmenin her şeye yeteceğine inandım. Şimdi kendimi; işgal edilmiş, ocağı sönmüş, yurdundan edilmiş gibi hissediyorum ve bu duygu o kadar yabancı ki..

Ne yapacağım lan ben şimdi? 

Çok direndim. Çok inandım. Çok güvendim. Çok hep bir sebep buldum. Yoksa da ürettim. Hep severek çabaladım..

Sonra içimdeki güneş battı. Ay doğmadı. Müzik sustu. Kalemimin ucu kırıldı. 

Çok da acı olmasın. Her şeye rağmen sevdiğim gibi sevenler de var. Onları çok seviyorum diye şımarıp asla beni rencide etmeyen insanlar da var..

Evet doğru okudunuz; şımarmak aslında sömürmek değildir. Şımarmak birinin duygusunu tüketmek değildir. Şımarmak karşıdaki insan nasılsa beni seviyor, ne yaparsam yapayım beni sever demek değildir.

Şımarmak; sevgiye, çabaya, emeğe saygıyla hürmet etmektir. 

Bu yazı hala sıkıştırıyor beni..

Devam edemeyeceğim. 


5 Kasım 2025 Çarşamba

Kuştum, Kanadımı Kırdılar.. Ağaçtım, Köklerimi Söktüler..

 



Kanatlarım kırıldı..

Köklerim söküldü..

Ben kuştum. Gök denizinde yüzüyordum. Mavilerde kayboluyordum. 

Ağaçtım. Toprağa tutunuyor, toprağı tutuyordum.

Aşk'a ve ateşe serinlik veriyordum.

Ben kuştum. Kanatlarım kırıldı. Kanatlarımı kırdılar. Kimi sarsam, kimi menziline ulaştırsam vefa olarak kanadımı kırdılar. 

Kırdıkları kanatlarımı cam vitrinlerin arkasında sakladılar. 

Ben kime gölge olduysam, vefa borçlarını köklerimden sökerek ödediler.

Benim literatürüme vefa balta ve bıçakla eş zamanlı girdi. 

Baltayı alan köklerime, bıçağı kapan kanatlarıma saldırdı. 

Yürüdüm, ayaklarımı kırdılar.

Konuştum, dilimi kestiler.

Güldüm, dişlerimi söktüler..

Ben kuştum, kendimi göklerin kucağına bir kere bırakınca rüzgarla dans ediyordum.

Gök beni bağrına bastı, toprak merhametiyle sardı. 

Ne kara bulutlar uçmama engel oldu. Ne kadar çok yağsa da yağmur, toprak tuttu köklerimi sardı, sarmaladı..

Ne gök ne toprak bana ihanet etmedi. Sonra oldu ne olduysa, marifet gibi sevdim zalimleri. 

Zalim diyorum, çünkü ne isteseler verecektim. Ama sırf acıtmak, daha çok acıtmak için kanatlarımı kopardılar. 

Toprağımı kuruttular. Köklerimi kuruttular..

Ağlayarak anneme sarıldım. 

Ağlayarak yürüdüm..

Ağlayarak müzik dinledim..

Ağlayarak yazdım..

Ve çok, kökümden ve kanadımdan daha çok ağlayarak secdeye vardım..

Şikayet etmiyorum ama kime ne yapmıştım? Bilmiyorum..

Ben kuştum. Adem'in cennetinin göğünü gördüm.

Ben ağaçtım, Adem'in cennetinde kök salmıştım..

Ben o yasak meyveyi Adem'den önce mi yedim? Ondan mı kanatlarım ve köklerimden oldum?

Gözlerim kör, kulaklarım sağır, dilim lal..

Tövbe mi edeyim bin yıl hatrına? Hangi göğe kaldırayım başımı?

Ben size toprağa ve semaya duyduğum hasreti nasıl anlatayım?

Ben size bir tüy tanesine, bir yaprağa neden hürmet ettiğimi,

Ben size göklerin şarkısını,

Ben size toprağın tılsımını,

Ben size rüzgarın coşkusunu,

Ben size tohumun şarkısını,

Ben size kanatlarımın sıcaklığını 

Ben size köklerimin beyazlığını nasıl anlatayım?

Peki kime sorayım hesabını? Ben diyeyim; kendime..

Çünkü ben Allah değilim. Koşulsuz, şartsız sevmenin bedeli ağırdır. Ve ben bu bedeli kanatsız, köksüz kalarak ödedim.

Benim kanatlarım, köklerim yok. Ve şimdi bir deniz kıyısında Karadeniz müzikleri dinleyerek, balıklara yem atıyorum..

Ne toprağım ne göğüm kalmadı. Bari suya gidelim..

Ey hep bir kelime arayan gönlüm, suya gidelim..