İzleyiciler

19 Mayıs 2026 Salı

Münkesir..




Biliyorum hiç sırası değil, hiç zamanı değil biliyorum.. ama artık istemiyorum.


İstemiyorum beni içine çeken kelimeleri..

Meğer ne kadar önemliymiş ağlayabilmek..

Allah'ım ne olur gözyaşlarımı geri ver.. 

Allah'ım Sen ey yüce olan, 

Sen de gözyaşıyla edilen duaları daha çabuk kabul etmiyor musun?


Bir yerde okumuştum, gözyaşının duanın kabulüne işaret olduğunu..


Ben bir damlaya çok muhtacım ve bunun için tam olaral nereye nasıl müracaat etmem gerekiyor bilmiyorum..


Sanki taşa dönüyor içim günden güne.


Söylüyorum da içimdekileri aslında, tutmuyorum içimde.


'Acı çekiyorum' diyorum mesela ya da 'iyi değilim dediğim' oluyor bazen içimden Allah'ın gücüne gitmesin diye hemen hamd ederek..


Şükür değil asla, şükür değil.. şükür çoğaltır biliyorum ve ben bu halin çoğalmasını istemiyorum..

Ama söylüyorum halimi..

Gerçi o belki biraz beni rahat bıraksınlar diye de olabilir, çünkü kimseyle konuşmak ya da anlatmak da gelmiyor içimden. 

Şimdi bu yazıyı okuyanlar benim için depresyon teşhisi koyabilir; belki öyleyimdir belki değilimdir. Ama bana yorgunmuşum gibi geliyor.


E tabi kolay da yorulmadık reisler, tertemiz yorulduk. Boğazımız düğüm düğüm ama ağlayamıyoruz öyle bir yorulmak..için için..


Eski fotoğraflarıma baktım az önce, 'ne güzel gülüyormuşum' dedim 'vay be' gözümün içiyle, burnumun ucuyla, yüzümün kırışmasıyla bütünmüş gülüşlerim..


Her şey bir gece başladı aslında. Sanki herkesin kalbi damarlarla bağlıymış da benim kalbim pamuk ipkikleriyle bağlanmış bedenime gibi hissettiğim bir geceydi. Ama bağlamaktan da iflahım kesilmiş gibiydi aslında. Öyle ortada hiçbir şey yokken değil, benim damarlarımı sonradan pamuk iplikleriyle değiştirmişler gibi.. var mı böyle bir uygulama? Orgam nakli mi bu?

Neyse uzatmayacağım o geceydi bütün bağlarım kopmuş gibi olmuştu.. 

Geceydi ve geceden daha ziyade karanlıktı.. siz bilmiyorsunuz belki ama karanlık ve gece aynı değildir. Gece karanlık değildir mesela..

Öncesinde çok ağlarken o geceden beri bir damla akmıyor.. geliyor, gözümün ucuna kadar doluyor ama akmıyor..

Allah'ım ne olur, her şeyimi aldılar benden; merhametimi dövdüler, sevme kabiliyetimi aldılar, affedebilme yetimi ezdiler.. ama ne olur izin verme gözyaşlarımın da gitmesine.. almasınlar onları benden ne olur Allah'ım..

Bu yazı burada bitti, çünkü gözümden 2 damla yaş düştü..

12 Mart 2026 Perşembe

Hiç Kimse'nin Makamına


                                                                                                                                                              12.03.2026                                                                                                                                                                              İstanbul

HİÇ KİMSELİK MAKAMINA;

Tarafımca bir süredir beni sıkıştıran bağzı durumlar ve cümleler tarafından zapt edilmiş durumdayım. Ne gecem ne gündüzüm bana keyif vermemeye başladı.

Nasıl olduysa hiç tanımadığım sana çok ihtiyacım var bu günlerde. Ve bir daha asla görüşmemek için tek bir kere görüşmeye.

Anlatmak istediklerim var, ama öyle bir iki kelimeyle biteceğini hiç zannetmiyorum. Hatta söylemek istediklerim arasında saçlarını beyazlatacak olan şeyler dahi var yemin edebilirim.

Başkalarına anlattığımda anlaşılmayacağımdan korkmuyorum, kime anlatırsam anlatayım beni anlayacağına emin olduğum yakınlarım var. Fakat kimse bunları içinde, ruhunda, kalbinde taşımasın istiyorum.

Çünkü beni anlayacağına emin olduğum insanlar ve hatta anlatmasam dahi anlayacak olan o tatlımlar; anlatırsam kahrolurlar. Ve bu dünyanın en ağır yüklerinden biri olur ki gerek yok.

Ve benim de anlatmazsam taşacağımı bilmem hasebiyle, neredeysen çık gel, biraz konuşalım sonra döner arkanı gidersin.

Gelmeye karar verdiğinde şartları da konuşmak istiyorum. Çünkü şimdi anlattıklarımdan sonra benimle bağ kurmak istersen hiç hoş olmaz. Beni sevmene ve senden hoşlanmama da gerek yok. Aynı zamanda birbirimizden nefret de etmeyelim.

Anlatacaklarım hayatının ve ölümünün hiçbir yerinde hiçbir işine yaramayacak olabilir. Çünkü genelde hedefli konuşsam da seninle biraz saçmalayarak konuşmak istiyorum. Amaçsız, sadece içimi dökmek gibi düşünmelisin. İçinden herhangi bir anlam, çıkarım, ders vs çıkarmamalısın. Uğraşamam.

Daha sonra benimle iletişime geçmemelisin mesela. Ve anlattıklarım seni hiçbir açıdan üzmek, sevinmek efendime söyleyeyim takla atmak gibi aksiyonlar yaratmamalı. Yani sıfır duygu, sıfır bağ.

Yine kabalaşmamak için gelirken yanında peçete getirebilirsin. Sen ağlama ama ben ağlayacağım çünkü ağlamayalım da taşa mı dönelim?

Ve hiç kimse,

İnsan bazen oturduğu yerde uzun uzun dalıyor gidiyor. Nereye gitse yeri yok gibi hissediyor. İnsan var ya bu insan, sıkıntılı durumlar.

Neyse uzatmayacağım.

Gereğinin yapılmasını önemle, acilen ve lütfen ciddiye alarak yapılmasını arz ederim.

Bay.

İletişim: Sema (ben)

24 Kasım 2025 Pazartesi

Ayakkabılarınızı Çıkarın. (Aklınızı bırakın)




Bazen bazı şeyler oluyor insanın hayatında. Hatta genelde insan hayatı dediğimiz bu yapı, sürekli bir şeylerin olmasıyla ilgilidir. 

Ağzım cümleyle dolu. Ve ağzıma kadar da cümlelerle doluyum. Ha taştım ha taşacağım diye kaç gece dişimi sıktım. Yapma kızım dedim kendime yapma yanarsın. Çünkü sen çok güzel susarsın. Konuşursan yanar kelimelerin. 

Birine değerse onlar da sürüklenir peşinden yapma. Ama nasıl yapasım var. Ama nasıl sığmıyor içime bu sözler. 

Arkadaşlar hiç bilmediğiniz ve hatta benim de bilmediğim bazı cümleler düştü bu gece elime. Taze taze dumanı üstünde..

Arkadaşlar rica ediyorum bu duruma düşmeden önce okuyun bu yazıyı. Ve rica ediyorum okumayın gizlilerinde sakladıklarımı..

Bu baba gibi bir itiraf bu arada; ben her şeyi kendim yaşadığım için yazmıyorum. Fakat, tanımadığım duyguya da isim bulamıyorum. Kıyısından geçmemişsem o acının, tasvir edemiyorum..

Bu gece çıkaracağım ayakkabılarımı. Ve keskinleştirip dilimi, kim elinde bir hançerle gelmişse şah damarını keseceğim..

Merhametimi tükettiniz merhametimi.. göğsümde sakladığım kuşlarımı vurdunuz. Beni bir gece herkesin uyuduğu anda yurtsuz koydunuz..

Lan ne yaptınız bana? Ben niye inanmıyorum Allah'ın beni duyduğuna. Beni yarattı. Nimetlerle donattı. Beni sevdi, imtihanlarımı zorlaştırdı. Tökezledim.. 

Ben çok incindim. Ama yine de direndim. Düştüğüm yerden en iyi kalkmasını ben bildim. Düşmelerime küsmeyeyim diye, bütün düşenlere güldüm. 

Ben çok güldüm. Bütün insanların ortalamasından fazla güldüm. Bana ne yaptınız da ben artık sesimi Allah'a duyuramayacağıma inanıyorum?

Allah'ım ben bozuldum. Sen beni düzelt ne olursun.

Kalbimi benim elimden koru. Hani darmadağın olan, hani bin parçaya böldüğüm.. ellerime kanını sürdüğüm kalbimi benim elimden koru Allah'ım.. değil mi ki kalp Allah'ın evidir..

Peki o zalimleri nereye koyalım? Tek uyumayan ben değilim. Kırgın kullarını tanıyorum. Yürüdüğüm yollarda ayaklarıma batıyor kırgınlıkları. 

Ayakkabılarımı çıkardım. Ben kutsal vadiye hiçbir şeyimle geldim.

Ya ahd edeceğim beni iyi edeceksin ya bizi böyle kıran, zalimlere (ki onları da Sen yarattın) ah edeceğim. 

Çünkü Allah'ım; tüfekten daha ağır bir şey varsa o da bir insanı sevilmeyeceğine inandırmaktır. Hiç durmadan kanayan yaradır bu. Ve ölümcül bir zehir. Tedavisi yok. Çaresi yok..

Bir kere sevilmediğine inanan bir insan, Allah'ın da onu sevmediğine ikna ediyor kendini..

Ve yıkılsın orada dünya..

Kalpleri kurusun o zalimlerin. Sevemesinler hatta bir kelebeği bile..

Benim boyum kısa, çabuk taşıyor tepemin tası. 

Neyse iyi geceler bay.

20 Kasım 2025 Perşembe

Bazen Devam Edemezsiniz..




11 inci ayın 11 inde bir yazı yazdım. Yazmadan önce bir kamyon ağladım..

Yığınla müzik dinledim. Ve asla ne şiir dinledim ne şiir okudum. Çünkü yeterince sebebim vardı. 

Biraz blogumla müsemma bir şeyler yazmak istiyorum bu gece. 

Ama başlamadan önce; Nurgül yazılarımı okumak istemiyor, sevdiği insanların acısını okumak canını acıtıyormuş. Ve o kadar haklı ki.. 

Ben de olsam okumak istemem; sevgili sevdiklerim, acı çekmeyin. 

Şimdi de diğer mesele ya da meselelere gelelim. Bu yazımı hiç sevmedim. Boğuyor beni sanki hacmim daralıyor. Oysa yazarken rahatlardım ben. İtiraf edeceğim diye olabilir bilmiyorum. 

Hadi edeyim; çok sevmek yetmiyormuş.. güzel sevmek hele hiç de güzel değilmiş. 

Damarlarınızdaki kan da olsa, kalbinizde can da olsa, bedeninizde ruh da olsa.. yetmiyormuş..

Bugün bütün kapıların ziline basıp şu saatte uyanın hep beraber ağlayalım diyesim var. Çünkü bana biraz fazla geliyor şu an. 

Ağlamıyorum. Ve bu bana hep daha çok sıkıntı olmuştur.. 

Ağlayamadığım zaman taşlaşıyormuşum gibi geliyor bana. Sanki toprağım ağladığımda yumuşuyor, ağlayamadığımda sertleşiyor gibi..

Ben şimdi ne yapmalıyım? Yıllarca çok sevmenin, koşulsuz sevmenin her şeye yeteceğine inandım. Şimdi kendimi; işgal edilmiş, ocağı sönmüş, yurdundan edilmiş gibi hissediyorum ve bu duygu o kadar yabancı ki..

Ne yapacağım lan ben şimdi? 

Çok direndim. Çok inandım. Çok güvendim. Çok hep bir sebep buldum. Yoksa da ürettim. Hep severek çabaladım..

Sonra içimdeki güneş battı. Ay doğmadı. Müzik sustu. Kalemimin ucu kırıldı. 

Çok da acı olmasın. Her şeye rağmen sevdiğim gibi sevenler de var. Onları çok seviyorum diye şımarıp asla beni rencide etmeyen insanlar da var..

Evet doğru okudunuz; şımarmak aslında sömürmek değildir. Şımarmak birinin duygusunu tüketmek değildir. Şımarmak karşıdaki insan nasılsa beni seviyor, ne yaparsam yapayım beni sever demek değildir.

Şımarmak; sevgiye, çabaya, emeğe saygıyla hürmet etmektir. 

Bu yazı hala sıkıştırıyor beni..

Devam edemeyeceğim. 


5 Kasım 2025 Çarşamba

Kuştum, Kanadımı Kırdılar.. Ağaçtım, Köklerimi Söktüler..

 



Kanatlarım kırıldı..

Köklerim söküldü..

Ben kuştum. Gök denizinde yüzüyordum. Mavilerde kayboluyordum. 

Ağaçtım. Toprağa tutunuyor, toprağı tutuyordum.

Aşk'a ve ateşe serinlik veriyordum.

Ben kuştum. Kanatlarım kırıldı. Kanatlarımı kırdılar. Kimi sarsam, kimi menziline ulaştırsam vefa olarak kanadımı kırdılar. 

Kırdıkları kanatlarımı cam vitrinlerin arkasında sakladılar. 

Ben kime gölge olduysam, vefa borçlarını köklerimden sökerek ödediler.

Benim literatürüme vefa balta ve bıçakla eş zamanlı girdi. 

Baltayı alan köklerime, bıçağı kapan kanatlarıma saldırdı. 

Yürüdüm, ayaklarımı kırdılar.

Konuştum, dilimi kestiler.

Güldüm, dişlerimi söktüler..

Ben kuştum, kendimi göklerin kucağına bir kere bırakınca rüzgarla dans ediyordum.

Gök beni bağrına bastı, toprak merhametiyle sardı. 

Ne kara bulutlar uçmama engel oldu. Ne kadar çok yağsa da yağmur, toprak tuttu köklerimi sardı, sarmaladı..

Ne gök ne toprak bana ihanet etmedi. Sonra oldu ne olduysa, marifet gibi sevdim zalimleri. 

Zalim diyorum, çünkü ne isteseler verecektim. Ama sırf acıtmak, daha çok acıtmak için kanatlarımı kopardılar. 

Toprağımı kuruttular. Köklerimi kuruttular..

Ağlayarak anneme sarıldım. 

Ağlayarak yürüdüm..

Ağlayarak müzik dinledim..

Ağlayarak yazdım..

Ve çok, kökümden ve kanadımdan daha çok ağlayarak secdeye vardım..

Şikayet etmiyorum ama kime ne yapmıştım? Bilmiyorum..

Ben kuştum. Adem'in cennetinin göğünü gördüm.

Ben ağaçtım, Adem'in cennetinde kök salmıştım..

Ben o yasak meyveyi Adem'den önce mi yedim? Ondan mı kanatlarım ve köklerimden oldum?

Gözlerim kör, kulaklarım sağır, dilim lal..

Tövbe mi edeyim bin yıl hatrına? Hangi göğe kaldırayım başımı?

Ben size toprağa ve semaya duyduğum hasreti nasıl anlatayım?

Ben size bir tüy tanesine, bir yaprağa neden hürmet ettiğimi,

Ben size göklerin şarkısını,

Ben size toprağın tılsımını,

Ben size rüzgarın coşkusunu,

Ben size tohumun şarkısını,

Ben size kanatlarımın sıcaklığını 

Ben size köklerimin beyazlığını nasıl anlatayım?

Peki kime sorayım hesabını? Ben diyeyim; kendime..

Çünkü ben Allah değilim. Koşulsuz, şartsız sevmenin bedeli ağırdır. Ve ben bu bedeli kanatsız, köksüz kalarak ödedim.

Benim kanatlarım, köklerim yok. Ve şimdi bir deniz kıyısında Karadeniz müzikleri dinleyerek, balıklara yem atıyorum..

Ne toprağım ne göğüm kalmadı. Bari suya gidelim..

Ey hep bir kelime arayan gönlüm, suya gidelim..



4 Ekim 2025 Cumartesi

Herkes Uyur.. Biz Konuşuruz :)

 



Herkes uyuyor ne güzel..


Her şey bana kaldı. Gece, gökyüzü, müzik, kaldırımlar, hayaller..

Herkes uyuyor işte. Ben kaldım gecede yine. Ben hep kalıyorum gecede..

Sonra iyice kararınca gök, içine doğuyor güneş..

Hani her doğum sancır ya, güneş neyin sancısını çekiyor gecenin kalbinden çıkarken?

Güneş kadar vefalısını görmedim. Batsa da yıldızları ve Ay'ı bırakıyor. Onun yokluğu karanlığın adı.

Ve şimdi herkes uyuyor, yıldızlar bana kaldı, Ay bana.. 

Yağmur var İstanbul'da. Tüm sessizlik ve yağmur bana kaldı. Çünkü uyuyor herkes.

Anlatabiliyor muyum? Hayaller bana kaldı, çünkü uyuyor herkes ve rüyalar çalıyor kapılarını..

Kiminin bilinçaltı kiminde günün devamı kimine ise yarının habercisi rüyalar. Ama hepsi bilinçdışı.

Ama hayaller benim..

Nurgül yazdı şimdi bir o bir ben kalmışız gecede. Her şeye ortak o halde ne güzel..

Hayaller diyorduk; şimdi bir kapatsam gözlerimi, dünyadan istediğim bir yere gidip sonbaharda kar yağdırabilirim. Çünkü hayaller benim.

Ve bütün dünyaya istediğim müziği istediğim yükseklikte dinletebilirim. Ve kimse de rahatsız olmaz. Olmasın da zaten..

Geceyi bekleyen ruhum, kelimelerin arasına sıkıştırdığım kederlerim var benim. Kimseye değmeden, kimseden olmadan, kimseden ummadan..

Ve göğün altına sığmayacak mutluluklarım var. 

Avazım çıktığı kadar sustuğum sessizliklerim..

Hayaller benim çünkü..

Size yok ettiklerimden de bahsetmek isterim..

Beklentisizliği kendime şiar edindiğim gün, meğer bazı duygulardan da feragat etmişim.

Muaf tutulmuşum bazı hislerden. Bu nasıl bir şey biliyor musunuz? Bir yere gitmemek, bir yolu yürümemek için bacaklarını kesip yürüme kabiliyetinden yoksun olmak gibi..

Böyle yok etmişim içimde beklenti uğruna bazı duyguları. Hiçbir şeye şaşırmayışım bundan. Çünkü herkes her şeyi yapabilir.

Bundan dikenleri güllerden, bazı yanlışları doğrulardan daha çok seviyorum.

Ben bazı hataları masumiyetten daha çok seviyorum.. çünkü belki siz çok dürüst, çok iyi, çok samimi, çok mükemmel olabilirsiniz fakat benim o kadar dandik o kadar çöpten hatalarım var ki; siz hiç bilmiyorsunuz..

Bir insan bir hata yaptığında, onun nasıl kimsesizleştiğini siz hiç bilmiyorsunuz. Öyle ki bazen en sevdikleri dahi terk eder hata yapınca insanı. 

Hani her yoldan dönülürdü? Hani her şeyi sevgi çözerdi? Neden insan bir kere tökezleyince üstüne tüm günahlar yıkılıyor?

Allah'ım, Sen bizi hiç düşmeyelim diye mi yarattın? Seni sevmek çok kolay Rabb'im. Kusursuzsun, mükemmelsin..

Ama biz kusurlu ve eksiğiz. Hem de ne kadar tamamlanırsak tamamlanalım, o kadar eksik kalıyoruz. Peki, Sen ey mükemmel, Sen kusurlu ve eksikleriyle dolu bizi nasıl seviyorsun? Sen kusurlu insanları nasıl kusursuz sevebiliyorsun?

O halde biz de hataları olanları sevmeyelim mi?

Gece oldu. Bir ben bir Nurgül bir kelimeler var şimdi. Müzik sadece tek kulaklıkta ve kalem elimde..

Kim durduracak beni? Herkes uyuyor Allah'ım. Benim herkesim uyuyor..

Saat farklılıklarının canı cehenneme. Tüm sevdiklerim uyuyor işte. Benim kainatım ve evrenimi dolduran herkes. Ve gözlerini açtıklarında bilmeyecekler onlar uyurken de onları sevdiğimi..

Kirpiklerinin sayısını bildiğimi bazılarının. Ve bazı ağrılarımın sol yanımı nasıl sızlattığını..

Neyse, uyusun da büyüsün tüm sevinçler. Eğer bir gün susarsa kalbim; ben de belki gece uyurum ne dersin Nurgül?

İyi geceler dünya
İyi geceler yaşamak
İyi geceler Nurgül..

20 Eylül 2025 Cumartesi

Güneş Çalınmış, İmdat..




Bazı geceler var, güneş sanki insanın üstüne düşerek batıyor. Sanki yarın olmayacak gibi, sanki o güneş bir daha hiç doğmayacak gibi..


İnsan iliklerine kadar üşüyor öyle gecelerde. Ve bunun mevsimlerle alakası da yok üstelik..

İnsan bazen güneşin altında ezilerek geceye giriyor..

Öyle gecelerde güneş köklerinden sökülüyor sanki..

Bence bu gece öyle bir gece. Güneşi sökmüşler yerinden. Neyi murad etmişler bunu yaparken bilmiyorum. Fakat bu gece Ay da yok..

Bu gece yılların sözünü söyleyemiyorum; elim, dilim titriyor. İlk defa bir gece 'Günaydın Gece'm' diyemiyorum..
Ne içimdekilere yetecek sözüm var ne dilim dönüyor. Zaman da bu ya katil gibi insanı tam orta yerinden vuruyor böyle gecelerde..

Bazı şarkılar bu gece düşmanlık ediyor. Bazı şiirler insanın kalbini yırtıyor. Yemin ederim ruhu parçalıyor bazı kelimeler..

Bazı sözler var arkadaşlar, o sözler kıyamet koparıyor..

Şimdi tavanı izleyerek neden bu hallere girdim ben de bilmiyorum. Fakat her sözün bir makamı da var. Bazıları da tavandandır.. onlara da sahip çıkalım..

Bazı şeyler var. İnsanın canını acıtıyor. Mümkün değil  fakat insan bazı acılarını Allah'tan gizlemek istiyor.. çünkü eğer o acı bir teraziye çıkarsa, cehennem yanacaktır insan biliyor..

İnsandır neticede ağlıyor fakat gözyaşı da o cehennem yanmasın diye; o aciz, o zavallı insanın gözüne düşüyor. İnanabiliyor musunuz? İnanmayın buna ne olur.. çünkü cehennem bir göze düşerse ve o aciz insan o ateşi hissederse ağlayamıyor. Döktüğü her damlanın da hesabı olur diye. İnsan bu zavallıdır ve insandır kıyamıyor.

Kıyamadığı her şeyin insana kıyması sorun değil..

İnsan güneşin söküldüğü ve cehennemin göze düştüğü gecelerde, cümle kurmaya ve tamamlamaya nefesi yetmiyor..

Ne o? Gök mü çatladı? Yer mi yarıldı? Kim düştü yine kuyuya? Kim çıkacak bu savaştan sağ?

Arkadaş şarkıların gözü kör olsun tamam da sözleri ne yapacağız.
Harflerin elinden bizarım ya Rabb'im.. ve Rabb'im beni iyi bilir, şikayet edeceksem kimseyi etmem.. birini anlatacaksam ilk kendimi ve son kendimi anlatırım..

Yani dümdüz ağlasak, herkes kadar uyusak, yel esip koku getirmese, güneş karakterine uygun batsa, kelimeler sadece tek bir anlama gelse ne olur?

Her şey çok fazla değil mi? Dünya bu kadar yaşlıyken, bizim belimizi niye büküyor? Arkadaş az mı derdimiz var?

Çay da yok. Zaten çok gece de olmuş. Rüyalardan da nefret ediyorum. Kabuslar bile daha tatlı gelir oldu. Ben eskiden en çok örümcekten korkardım. Ne ara böyle oldu her şey? Ben o sıra ne yapıyordum acaba ya? Örümcekten de hala korkarım fakat konumuz bu değil..

Arkadaş, niye güneşimi çaldınız lan? Niye söktünüz köklerinden? Yakışıyor mu hiç? Yarın ilan mı vereceğiz? Kaybolan güneşi nerede arayacağız ve zavallı insanın gözüne düşen cehennemi ne yapacağız?

Bir de bir uyanıyormuşuz, o da ne vaov birileri elinde cennetle geliyor..

Neyse aman. Bay