İzleyiciler

10 Ağustos 2026 Pazartesi

Az Görüp Çok Konuşanlar..

 


Bir müzik açayım da içimdekileri dışarı çıkarsın dedim, şarkı cilve yapmaya başladı.

Bir gün ne olurum bilmiyorum ama bugün biraz ziyan olmuşum, telef olmuşum gibi hissediyorum. Gelecek kariyerimi ise asla aynı düzlemde sürdürmeyi düşünmüyorum.

İyi miyim bilmiyorum. Ama yer yer kötü oluyorum bunun farkındayım. Hayatımın ortalamasından bir özet çıkarsak belki bu yaşıma kadar hiç yaşamadığım şeylerin ortasındayım.

Bazen kendi hayatımı yaşamadığımı sadece yaşlandığımı düşünüyorum. Ama bugün dünden daha iyi hissediyorum. Belki aynada kırışıklıklarımı görmediğimdendir, bulunduğum yer karanlıktı ve gözüm de bozuk zaten her şeyi çok göremiyorum.

Buna rağmen Zeyneb’in evindeki sandalyenin yastığının rengi neden gözüme çarpıyor bilmiyorum. Ya da Nurgül’ümün çeyizine öreceğim battaniyenin ipini alırken paketin içinde çok az farkla yanlış ip koyulduğunu bu az gören gözlerimle nasıl ayırt ediyorum gerçekten bilmiyorum.

‘Her şeyi madem görüyorsun’ diyorum kendime, hani çok marifetmiş gibi ‘her şeyi görmeden görüyorsun madem sevgili Semacım, neden sana yapılan yanlışları görmemekte bu kadar ısrarlısın? Açıkça canına kast ediyorlar neden savunmak için bin dereden su getirerek o az çalışan kalbine bunu kabullendirmeye çalışıyorsun?’

Kabul et ve özgürleş

Kabul et ve özgürleş

Kabul ettim ve özgürleştim.

Şarkının biri bitti diğeri başladı. Cilveli şarkıyı kendime seçmiştim, cilveli birinden gelmişti. Ama bu şimdi çalan farklı, öyle gidesi olanların şarkısı gibi, hiç dinleyesim yok. Gidenlerin gittiğine olan inançsızlığımdan olsa gerek. Aman neyse ne alaka ben neden bunları yazıyorum şimdi ayol?

Bir kelime ile o paragrafın içindeki ağırlığı da aldık, attık ya bize de helal olsun. Şimdi okuyanlar için diyorum, biz her zaman değişir. Bazen 3-5 kişiyizdir, bazen keyfimiz kâhyamız bazen ise tepemiz ve tasımızdır. Yani biz diye boşuna söylemiyoruz.

Evet, ne diyorduk? Ya da yine neyi dememek için bin dereden su getiriyorduk?

Şöyle arz edelim o halde, belki talep eden olursa sıkışıverir kulağının kuytusuna;

Hayatımın en zor 1-1,5 yılını yaşadım. Hep artarak devam ettiği bir yıl oldu. Hayatımın en çok öğrendiğim yılı da oldu tabi. Ve tabi çok öğrenmenin bedeli de varmış. Çok şükür onu da ödedik. Hatta fazlasıyla.

Umarım değer diye düşünüyorum. Değmezse arıza çıkaracağımı ve ortalığı ateşe vereceğimi asla düşünmüyorum. Çünkü neden düşüneyim?

Kaybettiğimiz şeyler oldu efendimiz. Bazen en çok kendimizi kaybettik hatta. Ruhumuzun ağzı burnu kırıldı.

Gözyaşı kirpik uzatıyormuş efendim. Bunu da tecrübe ettik, heybemize koyduk. Yola da devam edemedik. Oturduğumuz yerde kaldık.

Fakat daha acısını da deneyimledik. Bir araydı aranıyor ilanı verdik gözyaşlarımıza. Çünkü insan bazen ağlayamaz. Sesi titrer, boğazı düğümlenir, gözü de dolar Allah seni inandırsın. Ama akmaz. Kendini sallasan bile o gözyaşı akmayabiliyormuş. Meğer ağlayabilmek ne güzel nimetmiş. O halde toparlanıp tabii ki ağlamayalım. Ama toparlanıp Kuru fasulye yiyebiliriz. Ona itiraz eden de gitsin kumda oynasın.  

Tam içimden bir efkâr çıkacak gibi oluyor, tövbe estağfurullah gülesim geliyor. Bizi artık hangi havalar mahvettiyse toparlanamıyoruz.

Ama hallederiz, içerde adamlarımız var.

He bu arada biz her şeyi halledemeyiz. Şahsım adına son zamanlarda halledemediğim çok şey var. Ve halletmek zorunda da değiliz.

Ne yapalım yani?

Buradan Kübra’ya geçmiş olsun demek istiyorum.

Songül ve Hatice ve Zeyneb’e de hoş geldiniz ve Allah kabul etsin demek istiyorum.

Bu kadar.

bay