Gün aydın
Bugün iş yerine beni martılar getirdi. O an çok
heyecanlandım. Bu neyin sevgisi bilmiyorum fakat kuşların kanatları beni
büyülüyor.
O heyecanın 5 dakika öncesinde kulağımdaki şarkı; ‘yalnızlık
senden kolay hiç yorma kendini’ diyordu. Ne kadar ağır diye düşünüyor, dalgın
dalgın yürüyordum ki bir anda martıların kanat şovlarına şahitlik ettim.
Çok konuşasım yok bugünlerde. Çok yazasım da yok. Bu yazı bu
kadar olsun.
Şu an arka fonda da Şövkət Ələkbərova — Getmə şarkısı
çalıyor. O da biraz beni ne bileyim dağıttı sanki. Dağıttı derken; sarsmadı. Çok
konuşasım olmadığından kendimi müziğe bırakmak istiyorum.
Bitti.

Yazılarınızı özledik Sema hanım.
YanıtlaSilOlduğu kadar, olmadığı kader diyelim :) daha fazla yazmaya özen göstereceğim
SilGöster(e)medi :)
SilBu ince sitemi kendime an itibariyle dert ediniyor, diğer tüm yorumlarla birlikte yeni bir yazı peşine düşüyorum..
YanıtlaSilUmarım başta kendimi, sonra kimseyi mahcup etmem. Şimdiden hoş gören herkese teşekkürler.
Gurbet
YanıtlaSilGariplik nedir? İnsanın düşüncelerini, hislerini olduğu gibi, çekinmeden, yanlış anlaşılır mıyım, ayıplanır mıyım diye düşünmeden paylaşabileceği kimsesinin olmamasıdır. Bundan daha beteri de var ki o da böyle birine rastlayıp, tanıyıp onu kaybetmek. Yurdundan sürülmek değil de nedir bu?
Bir mesele daha var. Dini öğretilerde cennet ve cehennem ehli tasvir edilirken, cehennem ehlinin cennet ehline içinde bulunduğu nimetlere bakıp kendilerinin merlerden mahrum kaldıklarını gördüklerinde duyacakları ızdırabın, içinde bulundukları azaptan duyacakları ızdıraptan daha fazla olacağı söylenir.
Be bir mesele daha var ki önceki konularla ilgili olmasa da söylemeden geçemeyeceğim. Affedilmeyi hak etmeyen birini affetmesi için insanın kendisine baskı yapması her şeyden önce kendisine, kendi kalbine zulümdür. Affedebiliyorsa affetmeli ama bunun için kalbini zorlamamalı.
(Yorumun paylaşılan yazıyla ilgisi yoktur. Yeri de burası değildir ama bu yorum da içeriğine uygun olarak burada garip kalsın :) )
Hiçbir amaca hizmet etmeyen, hiçbir kurum ve kuruluşla ve hatta bizzat benimle dahi yer yer alakası kesilen blogum; bence gayet doğru bir şekilde kullanılıyor :) ve bu durum beni çok mutlu ediyor.
SilYine yazılardan bağımsız olarak içimi dökmeye geldim Sema hanım. Sigaramı yaktım, müziğimi açtım ve hazırım, gidiyorum buralardan.. İstanbul'da son gecem. Zamanında bu şehri sevdirem sebeplerim olsa da son bir kaç yılda pek iyi anılar biriktirmedim bu şehirde. Yaşamak zor geliyor artık bu insanların arasında. O'nu çok seviyorum evine gidemesem de hepinizden nefret ediyorum evi artık yeni yuvam. İnsanlardan uzaklaşma ihtiyacı öylesine büyüdü ki içimde; ekmek gibi, su gibi ihtiyaç duyuyorum buna. Dostlarım sıkılacağımı düşünüyor oysa ben tıpkı bir annenin yavrusunu bağrına bastığı gibi basacağım yalnızlığı bağrıma. Hz. Ali'nin "Öyle bir zaman gelecek ki huzurun onda dokuzu insanlardan uzaklaşmakta olacak.." sözünün benim için zuhur ettiği zaman tecelli etti. İnsanlardan bahsetmek bile istemiyorum artık zaten küfürsüz bahsedemiyorum da artık onlardan. Farklı şairlere atfedilen ''Bana şiirlerinde küfür etme diyorlar usulsüz..Lan bu kadar orospu çocuğunu nasıl anlatayım küfürsüz" sözü de tecelli etmiş sanırım ben de :) Neyse dediğim gibi artık konuşmaya değecek bir konu değil benim için.
YanıtlaSilUzun zamandır yazmıyordum, bunun farklı sebepleri var. Öncelikle üzülerek belirtmeliyim ki blog mahremiyetini yitirdi benim için. Burası zaman zaman insanlardan kaçıp içimi dilediğim gibi dökebildiğim ara sıra sesimin yankısını da duyabildiğim bir dert kuyusuydu benim için. Ama kendi ellerimle bu mahremiyeti yıktım. bilmek lanetlenmekti ya hani, bilindi lanetlendik Sema hanım. Umarım siz bilmezsiniz. Aralarda gözden kaçar diye yazılamsının üzerinden vakit geçen bir yazınızı tercih ettim.
Kim bozdu mahremiyetinizi diye sormazsınız pek meraklı değilsiniz biliyorum ama konuyu O'na getirmek için sorduğunuzu varsayıp cevaplayayım. Gülce.. Neler yaşandı.. ve neler yaşanmadı yine.
Yalnızlıktan bahsediyorduk değil mi? Bir zamanlar en büyük korkum yalnız kalmaktı, şimdi en büyük arzum :) Hayat ne garip değil mi? Yine aklıma bir hadis geldi. "Birini severken ölçülü sev, gün gelir düşmanın olur, birine düşmanlık ederken de ölçülü et, gün gelir dostun olur" manasında bir hadis olmalıydı. Bir zamanlar bu kadar kaçmaya çalıştığım yalnızlığa şimdi böyle koşar adım gitmek ne garip. Belki zamanında kaçmayıp kucaklamış olsaydım şimdi ona ulaşmak için koşmam gerekmez, yan yana iki iyi dost olurduk. İşte Gülce kaçmadı Sema hanım, kucakladı onu yıllar önce ve şimdi de iki iyi dostlar ama yorulmuş yalnızlıktan.
Zorluklar kaçınılmaz Sema hanım hayatta ama bir teselli lazım yaşama tutunmak için. Gülce'nin tesellisi de kendisi, o kadar yalnız. Barışık görünmeye çalışıyor ama yorgun ve bir teselliye ihtiyacı var. Sizin teselliniz var mı hayata şevkle ya da en azından yeteri kadar tutunmanızı sağlayan?
Bugün hazırlık yaparken halının altında bir şeyler buldum ve ne düşündüm biliyor musunuz, bunun için yaşanır dedim. İşte böyle bir teselli lazım. Artık gidip uyuyayım da biran önce sabah olsun ve bu şehirden gitmiş olayım..